19 Temmuz 2018 Perşembe

2018 Dünya Kupası | Mim

Herkese merhaba!
Fikirsel DNA'sının Periodic Library (007) tarafından kodlandığı 2018 Dünya Kupası mimiyle karşınızdayım! ^_^
Bu arada beni mimlediğin için çok teşekkür ederim 007! ^_^
007'nin mim yazısı için tıklayabilirsiniz! :)



Peki, bu DNA'nın kodları temel olarak neyi esas alıyor, biraz ondan bahsetmek istiyorum.
2018'de okuduğunuz herhangi 12 kitabı seçip belirli elemelerden sonra size göre en iyi olan kitabı seçiyorsunuz. Nasıl? Kodlar, çok hoş değil mi sizce de? ;)


Öyleyse, başlayalım!

A GRUBU
1-) Nietzsche Ağladığında - Irvin D. Yalom
2-) Ölü Ozanlar Derneği - N. H. Kleinbaum
3-) Simyacı - Paulo Coelho

Evet... Gerçekten çok çarpıcı bir üçlü karşımda..:)
Nietzsche Ağladığında; barındırdığı bazı güçlü fikirlerle gerçekten sevdiğim bir kitap oldu. Ancak kitapta çok fazla "başkalarını hor görme" unsuru vardı ve bu beni rahatsız etmişti.
Ölü Ozanlar Derneği; özellikle çocuklarının hayallerine önem vermeyen aileler için çok güzel mesajlar barındırsa da beni Simyacı kadar etkileyemedi. Böylece seçimimi bir bakıma belirtmiş oldum: Simyacı. :) Çünkü Simyacı, onu okurken kalbime ilham tozlarını serpiştiren çok anlamlı bulduğum bir kitap.

B GRUBU
1-) İkna Dehası - Stuart Diamond
2-) Ikigai - Hector Garcia, Francesc Miralles
3-) Yaşamayı Öğrendiğim Gün - Laurent Gounelle

Bu üçlüden kolayca Ikigai kitabını eleyebilirim. Çünkü; gerçekten öğretici ve rahatlatıcı bir kitap olsa da beni diğer iki kitabın etkilediği kadar etkileyemedi.
Ve geriye ikisine de 10 üzerinden 10 verdiğim İkna Dehası ve Yaşamayı Öğrendiğim Gün kitapları kaldı...
İkna Dehası kitabının müzakere alanında neredeyse kusursuz bir kitap olduğunu ve bana gerçekten önemli düşünsel ögeler kattığını düşünsem de Yaşamayı Öğrendiğim Gün'ün yeri benim için çok ayrı. :)

C GRUBU
1-) Uçurtma Avcısı - Khaled Hosseini
2-) Sana Sarılırsam Korkma - Fulvio Ervas
3-) Sefiller - Victor Hugo

Uçurtma Avcısı gerçekten çok anlamlı ve sıra dışı bir kitap ama beklentimin altındaydı.
Sana Sarılırsam Korkma, otizmli bir çocukla babasının hikayesini anlatan oldukça tatlı bir kitap ama seçimim Sefiller'den yana. Çünkü Victor Hugo'nun o naif ve empati dolu kalemi beni gerçekten çok etkiledi.

D GRUBU
1-) Şeker Portakalı - Jose Mauro Dde Vasconcelos
2-) Tek İsim Tek Kader - John Green, David Levitthan
3-) Beni Bulun - Michelle Knight, Michelle Burford

İki seçim yapamaz mıyım acaba? :) En çok zorlanacağım seçim bu olacak gibi görünüyor...
Öncelikle Tek İsim Tek Kader'i direkt olarak eliyorum. Çünkü zaten 10 üzerinden 4.7 verdiğim bir kitap. Kitaptaki küfürler ve aşka, cinselliğin perdesinden bakılan durumlar beni rahatsız etmişti.
Evet... Beni Bulun mu, yoksa Şeker Portakalı mı? :)
Zorlandığım için, içine okuduğum kitaplarla birlikte puanlarını yazdığım defterime baktım ve Şeker Portakalı'na 9.8, Beni Bulun'a ise 10 puan verdiğimi gördüm. Eh, seçimim belli olmuş olsa da, iki kitabın da çok yürek burkucu ve muhteşem olduğunu söylemeliyim. ^_^


YARI FİNAL

1-) Simyacı - Paulo Coelho
2-) Yaşamayı Öğrendiğim Gün - Laurent Gounelle

Yaşamayı Öğrendiğim Gün'ü seçiyorum. Çünkü beni daha fazla etkileyen ve bazı noktalarda beni gerçekten çok şaşırtan bir kitap. ^_^


1-) Sefiller - Victor Hugo
2-) Beni Bulun - Michelle Knight, Michelle Burford

İkisine de 10 puan verdiğim iki kitap daha..:)
Bu mimde genel ölçütüm kitabın beni, diğerlerine kıyasla ne kadar etkilediğiydi ama bu seçimde bu ölçütümü göz ardı edeceğim.
Evet, Beni Bulun beni epey fazla etkileyen bir kitaptı ama Sefiller'in içeriğinin daha yoğun olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Victor Hugo'nun dili, benim için unutulmaz...

FİNAL
1-) Sefiller - Victor Hugo
2-) Yaşamayı Öğrendiğim Gün - Laurent Gounelle

Bu mim sandığımdan daha zor gerçekten. :)
İki kitap da benim için çok özel ve ikisinin de muhteşemlikle sarıp sarmalanmış olduğunu düşünüyorum. Ancak Yaşamayı Öğrendiğim Gün kitabının bana öğrettikleriyle beni ne kadar şaşırttığını ve bazı konulardaki perspektifimi ne kadar genişlettiğini göz önüne alınca seçimimi ondan yana yapacağım.


Eveeet, kazananımız belli oldu:
Yaşamayı Öğrendiğim Gün!
Waverly Büyücüleri dizisinden. ^_^

Mimlediklerim:
Ve yapmak isteyen herkes! ^_^




Bol mutlu günler diliyorum, sevgili okursever dinozorlar! ^_^


10 Temmuz 2018 Salı

Müziksel Okyanustaki Denizkızı: Skott

Herkese merhaba!
Bugün size, benim için çok özel olan bir müzisyeni tanıtmak için buradayım. Kimi mi?
SKOTT.



2017 yılının yaz tatilinin sonlarıydı. Youtube'da dolaşırken "Skott - Mermaid (Offical Video)" adlı videoya denk gelince şarkının isminin hoşuma gitmesi sonucu videoya tıkladım ve şarkıyı dinlemeye başladım.




Şarkıyı ilk dinleyişimde şarkının sanatsal ve sıra dışı bir atmosferi olduğunu hissetmek benim için hiç de zor olmadı ama şarkı hakkındaki fikirlerim henüz keskin hatlara kavuşmadığından şarkıyı daha sonra bir kez daha dinledim. Ve şarkı hakkındaki fikirlerimin keskinlik hatları, muhteşemliğin sınırları içinde bulunuyordu. Söylemeliyim ki, dinlediğim en güzel şarkılardan biriydi. Şu anda da o ana tinsel bir göz kırpmayla karşılık vermek için Mermaid şarkısını dinliyorum. ^_^




Daha sonra Skott'un bulabildiğim tüm şarkılarını aralıklı olarak dinledim. Bu noktada; Skott'un çok fazla şarkısının olmadığını ve maalesef pek de keşfedilmemiş bir müzisyen olduğunu belirtmeliyim. Oysa kalp ısıtan sesi, sesini kullanış tekniği ve şarkıları; çok daha iyi yerleri hak ediyor.


Skott'un şarkı kapakları bile sanat kokuyor..:)

Skott'un her şarkısını çok sevsem de Mermaid, Remain, Lack Of Emotion, This Vibe, Stay Off My Mind ve Russian Soul favorilerim. ^_^




"I'll be your mermaid..."
"Senin deniz kızın olacağım..."
(Skott'un Mermaid şarkısından bir söz :)


Eğer müziksel bir okyanusa dalış yapmak istiyorsanız lütfen bu deniz kızıyla tanışmayı es geçmeyin, olur mu? Çünkü gerçekten çok yetenekli ve daha fazlasını hak ediyor. :)

Öyleyse, içsel evreninizin çarpıcı ve mutluluk bulaştırıcı müzik notolarıyla bezeneceği bol muhteşem günler diliyorum! ^_^

2 Temmuz 2018 Pazartesi

FAVORİLER | HAZİRAN 2018

Herkese merhaba!
Haziran ayının favorileriyle karşınızdayım! ^_^



KİTAP
Harry Potter - J. K. Rowling:
1-) Felsefe Taşı (10/10)
2-) Sırlar Odası (10/10)
3-) Azkaban Tutsağı (10/10)

Evet... Sonunda Harry Potter serisine başlamış oldum..:) İyi ki de başlamışım; çünkü kitapları beklentimin çok daha üstünde olacak derecede sevdim.



İlk üç kitabı bitiren biri olarak söylemeliyim ki; J. K. Rowling'in bir dahi olduğunu düşünüyorum. Çünkü, bu yazar; okuyucuyu spekülatif bir labirente davet ediyor, birtakım olaylarla gideceğiniz yolların direktifini veriyor ve siz de labirentte yürüyor, sizi nasıl bir çıkışın beklediğini merak ediyorsunuz ve sonra bam! Aslında aradığınız çıkış; bambaşka bir labirentte; uuuu!

Margaret Keane ile birlikte J. K. Rowling'ten bahsettiğim yazım için tıklayabilirsiniz. :)

Muhteşem olay örgüsü, çarpıcı karakterleri ve anlamlı mesajlarıyla edebiyat tarihine adeta damga vuran bu seriyi okumadıysanız okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Ne derler bilirsiniz; geç olması hiç olmamasından iyidir. ^_^

Gerçekte kim olduğumuzu yeteneklerimiz değil, seçimlerimiz gösterir.

En sevdiğim karakter Albus Dumbledore oldu. Bir de Hagrid! Harry-Ron-Hermonie üçlüsü arasında ise ayrım yapmayacağım. Üçü de gökkuşağı gibi çocuklar! ^_^
En sevdiğim Hogwarts binası ise Gryffindor oldu. Nedeni basit; çünkü sevdiğim karakterler orada. ^_^




FİLM
1-) Troller (10/10)


Bu animasyonu izlememin tek bir sebebi vardı: Oyuncak gitarımın üzerinde Troller figürlerinin olması. Evet, tek nedenim buydu ve filmi izlemem sonucu binlerce olumlu sonuç beni karşıladı.

Konusundan kısaca bahsetmek istiyorum.
Mutluluklarıyla ön plana çıkan ve her biri "trol" olarak bilinen bir canlı grubu ve bir de onların mutluluklarını kıskanan ve sadece trol yerlerse mutlu olacaklarına inanan ve her biri "bergen" olarak bilinen bir canlı grubu var. Filmde bu iki canlı grubunun birbirleriyle olan mücadelesini izliyoruz.



Filmin çok tatlı bir şekilde spekülatife edildiğini düşünüyorum ve film benimbir mutluluk anaforundaymışım gibi hissettirdi.



Filmdeki en sevdiğim karakter ise Poppy oldu. Biliyor musunuz? O, benim içsel evrenimde nefes alan bir dostum haline geldi. Teşekkür ederim, Poppy...




Harika şarkılarının yanı sıra filmin en sevdiğim özelliği, mutlulukla ilgili mesajlarıydı.


2-) Harry Potter:
a-) Felsefe Taşı (10/10)
b-) Sırlar Odası (10/10)


Harry Potter serisini bir kitap-bir film şeklinde tecrübe etmeyi tercih ettiğimi söylemeliyim.
Azkaban Tutsağını izlemiş olsam da o, 8.8 puan alarak favorilerime giremedi. Çünkü Azkaban Tutsağı kitabı, beni Quidditch maçlarından, son olaylara kadar bayağı heyecanlandırırken filmde pek de bir duygu yoğunluğu yaşayamadım. Ayrıca çok önemli olan kısımların atlandığını düşünüyorum.



Filmler gerçekten kitaba önemli ölçüde sadık kalmıştı ve görsellikleri de çok hoştu. Ancak hiçbir filmden; kitaptan aldığım kadar zevk alamadım. 

DİZİ
Mucize: Uğur Böceği İle Kara Kedi 8 (1. sezon)


Bu diziye başlamamın tek nedeni tema şarkısını sevmemdi. Ben de sadece bir bölüm izleyerek bu dizi hakkında bir fikir sahibi olmayı amaçlıyordum ki, ortalama yirmişer dakikadan oluşan 26 bölümü içeren ilk sezonu kısa sürede bitirdim. Doğrusu diziyi çok tatlı buldum. Özellikle de baş karakter olan Marinette'i. Tikki'yi de unutmayalım. :)




Dizi; aynı sınıfta okuyan ve birbirlerinin süper kahraman olduklarını bilmeyen  Marinette ve Adrien'in acil durumlarda dönüşüp Uğur Böceği ile Kara Kedi adında iki süper kahraman olma hikayelerini anlatıyor.



Tatlı bir çizgi dizi arıyorsanız; Mucize: Uğur Böceği ile Kara Kedi'yi rahatlıkla tavsiye ederim! ^_^

MÜZİK
1-) Heal The World - Michael Jackson
Bana hayatımdaki amaçlarımdan birini hatırlatan bir şarkı ve bu şarkıyı, çok sevdiğim bir insandan dinlemek de ayrıca çok güzel.
2-) Kalbimdeki Sihir Değişmedi - My Little Pony
Sözleriyle ve ritmiyle çok sevdiğim bir şarkı.
3-)The Lady In My Life - Michael Jackson
Çok duygusal bir aşk şarkısı.
4-) The Girl Is Mine - Michael Jackson, Paul McCartney
İçinde diyaloglar da barındıran çok tatlı bir düet.
5-) Ddu Du Ddu Du - Blackpink
Bana sorarsanız Blackpink'in muhteşem bir geri dönüş şarkısı oldu.
6-) Forever Young - Blackpink
"Blackpink is the revolution." Buna, kesinlikle katılıyorum. :)
7-) Harikalar Diyarı - Winx
Yuppiii, Winx şarkıları! ^_^
8-) Mucize: Uğur Böceği ile Kara Kedi Tema Şarkısı
Dizisi gibi çok şeker bir şarkı. :)
9-) Almost Love - Sabrina Carpenter
Gerçekten çarpıcı.

ALBÜM
Thriller - Michael Jackson

Thriller albümünü; yani gelmiş geçmiş en çok satan albümü deneyimlemeyi istedim ve gerçekten çok sevdiğim bir albüm oldu.
Favori parçalarım: Billie Jean ve The Lady In My Life.


MÜZİK VİDEOSU
1-) Thriller - Michael Jackson

Bu klibin; modern klibin öncüsü olarak kabul edildiğini biliyor muydunuz? Bu klipten önce; klip anlayışı çok sıradan ve basitmiş. Michael Jackson da bu anlayışı yok saymak ve kısa film tadında bir klip çekmek istemiş. Michael Jackson'ı sıra dışı kılan taraflardan biri de yenilikçi bir ruha sahip olması.

2-) Ddu Du Ddu Du - Blackpink

Klip; tam anlamıyla bir harikalar diyarı. Öyleyse bu tavşan deliğine davetlisiniz! ;)

SAHNE PERFORMANSI
1-) Ddu Du Ddu Du - Blackpink (Inkgayo)

Çok güzel bir performanstı. Teşekkürler Blackpink.

YABANCI BİR ŞARKININ TÜRKÇE COVER'I
Fake Love - BTS (Efe Burak)

Şarkının orijinalini dinlemiyorum. Çünkü bu versiyonunu daha çok seviyorum. Ayrıca sözlerini bilerek bir şarkıyı dinlemeyi, çok daha güzel buluyorum.

"Sen beni üzerken sana mutlu biri gibi davrandım."...

SİHİRLİ VE İLHAM VERİCİ VİDEO
Sürüden Ayrılanı Kurt Kapar mı? - Başak Kablan

Başak Kablan ve kognitif değerleri yüksek bir videosu daha.


Evet, benden bu kadar.
İçsel evreninizin bilincinde olacağınız bol mutlu günler diliyorum, sevgili okuyucularım! :)

9 Haziran 2018 Cumartesi

Kitaplar Kalbimden Vurur | Mim

Herkese merhaba!
Sevgili Periodic Library ve Kağıttan Dünyam'ın beni mimlemesi vesilesiyle bu mimle sahnedeyim!
Beni mimlediğiniz için çok teşekkür ederim 007 ve İlkay! ^_^




1-) Okumayı size sevdiren ne oldu?
Aslına bakarsanız küçüklüğümden beri kitap okumayı hep sevdim.
Küçükken kendimce ilginç bulduğum kitapları alıp öylesine okumaktan çok hoşlanıyordum. Okuduğum ilk kitaplar arasında olan Comtesse de Segur'dan Bir Eşeğin Anıları'nı okuduğum zamanları memuniyetle hatırlıyorum. :)

Ancak bir kitap var ki, kitaplara karşı olan sevgimi yadsıyamayacağım derecede arttırdı.
Bir alışveriş merkezindeydik ve babam bana istediğim herhangi bir kitabı alabileceğimi söylemişti. Ben de gözlerimi kitapların olduğu raflarda gezdirdim ve o sırada bir kitap bana göz kırptı: Bir Şapşalın Günlüğü 2. İlk görüşte aşka inanmam ama o an kitapla benim aramdaki bağı başka nasıl açıklayacağımı da bilemiyorum. :)

Kitabı, nicelik olarak hatırlamadığım ama kısa olduğundan emin olduğum bir sürede bitirdim. Bu serinin 2. kitabıydı ve diğer kitapları da almak için sabırsızlanıyordum. Böylece seriye 6. kitaba kadar uzanan bir serüvenle devam ettim. İşin komik kısmı ise en son 1. kitabı almış olmam. :)

Uzun, çoooook uzun bir süre serinin devamı çevrilmedi sevgili okuyucularım. Serinin devam kitaplarını İngilizce olarak görüp Türkçe olarak görememek, her seferinde hüznün tohumlarının kalbime ekilmesine neden oldu.

Ben de seriyi çok özlediğimden geçen ay seriye tekrar başlama kararı aldım. Serinin kitaplarını yan kitap olarak aralıklı bir şekilde okuyorum. Böylece karakterle vakit geçirmiş ve özlem gidermiş oluyorum. ^_^
Bu noktada günlüklerin sahibi olan Nikki Maxwell'dan bahsetmeden geçmek istemiyorum. Söylemeliyim ki, onu çocukluğumdan bu yana hala çok seviyorum. Arada bir kendine güvenmemezlik etse de çok düşünceli, nazik ve eğlenceli biri olduğunu biliyorum. ^_^

Her zaman içinizdeki şapşalın parlamasına izin verin!

Veee, inanamayacaksınız ama az önce sırf bu blog yazım için Bir Şapşalın Günlüğü ile ilgili resimlere göz atarken serinin 6.5 ve 7. kitaplarının çevrilmiş olduğunu gördüm! Buna inanabiliyor musunuz? Öyle uzun zamandır bu anı bekliyordum ki... Şükürler olsun! ^_^
Yalnız bunun, tam da seriye tekrar başladığım ve seriden özlemle bahsettiğim bu zamana denk gelmesi, benim için çok anlamlı oldu. :)


2-) Hiç bir kitabı sayfalarını çevirerek biriyle okudunuz mu?
Birkaç kere okumaya çalıştım. Öyle durumlarda odak noktam bulanıklaşıyor ve tam olarak adapte olamıyorum maalesef. Bu yüzden en iyisi, tek okumak bence.

3-) Yolculuğa giderken yanınıza kaç kitap alırsınız?
Genellikle bir.


4-) Asla okumam dediğiniz kategori nedir?
Benim için öyle bir kategori mevcut değil. Tıpkı müzikte olduğu gibi. Nasıl kulağıma hoş gelen her türlü müziği dinleyebiliyorsam, beynime ve kalbime hoş gelen her türlü kitabı da okuyabilirim.


5-) Kitapları renklerine göre mi, alfabeye göre mi sıralarsınız?
Boyutlarına göre sıralıyorum. :) İkinci kriterim ise, yayınevi oluyor genelde.

6-) Okurken size eşlik edecek bir hayvan ister miydiniz?
Ben kitabı okuduğum sıralarda dikkatimi çok dağıtmayacağı sürece, evet. Mesela bu hayvan bir... Mamut olabilir! Evet, neden olmasın? Tamam, biliyorum nesli tükenmiş olabilir ama uslu bir mamutun üstünde oturup kitap okumak kulağa bence hiç de fena gelmiyor, siz ne dersiniz? ^_^

7-) Bookstagram olarak kendi stilinizi oluşturduğunuzu düşünüyor musunuz?
Bir bookstagram olduğum söylenemez. Ara ara kitap fotoğrafları paylaşıyorum sadece, hepsi bu. :)


Evet, mimin sonuna geldik. :)
Gökkuşağı tadında günler dilerim! ^_^

2 Haziran 2018 Cumartesi

FAVORİLER | MAYIS 2018

Herkese merhaba!
Mayıs favorileriyle karşınızdayım! ^_^



KİTAP
1-) Yaşamayı Öğrendiğim Gün - Laurent Gounelle (10/10)

Laurent Gounelle çok sevdiğim bir kişisel gelişim yazarıdır. Kitaplarıyla, beyin sinyallerimi şaşkınlık bileşenleriyle buluşturur ve aynı hususun bu kitapta da geçerli olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Yakın bir zamanda öleceğini öğrenen bir adamın yaşama karşı bakış açısının nasıl bir değişime uğradığını anlatan bu kitabı size tüm kalbimle tavsiye ediyorum.

"Anahtar iyilikteydi. Kim olduğunu bilmekte, her an ve tamamen kendin olmakta ve başka bir şey olmayı reddetmekteydi."

Kitapta; öğrendikten sonra ciddi anlamda şaşırdığım, ilham verici bilgilerin de mevcut olması kitaba daha da bağlanmama sebep oldu.
Mantalitenize biraz sihir katmak için gerçekten çok güzel bir kitap! ^_^

2-) Nietzsche Ağladığında - Irvin D. Yalom (9.2/10)

Nietzsche'nin düşüncelerini esas alan bu kitabın fikirsel DNA'sı gerçekten sıra dışı genlere sahip.

"Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir."

Kitabın içerdiği bazı fikirler benliğime hitap etmese de bazı fikirlerin ise gerçekten çok güçlü olduğunu düşünüyorum.

FİLM
The Greatest Showman (9.9/10)

Tüm ruhumla söylemeliyim ki, bu filmi var olduğum sürece her zaman çok seveceğim. Bu film, var olduğum sürece her zaman kalbimde olacak. Sonsuza kadar var olacağım düşünülürse bu filmin içsel evrenimin son derece kalıcı bir parçası olduğunu söyleyebilirim.


Müzikal bir film. Hayatımda izlediğim en iyi müzikal filmiydi. Şarkıları kelimenin tam anlamıyla sihirli.



Film; farklılıkları nedeniyle ötekileştirilen, hor görülen insanların sesini öyle güzel duyurmuş ki... Onların da var olduğunu ve onların da en güzel sahneleri hak ettiğini öyle güzel yansıtmış ki.... Ne diyeceğimi bilemiyorum.

Eğer filmin bir sahnesinde şiddete başvurulmasaydı benim için kusursuz bir film olurdu.

KISA FİLM
My Shoes (9/10)

Türkçe altyazılısı için tıklayabilirsiniz.

Çok anlamlıydı. Yaklaşık 4 dakika süren bu kısa filmi izlemenizi çok isterim. :)

MÜZİK
1-) Heal The World - Michael Jackson
Bu şarkı bir başyapıt.
2-) Smooth Criminal - Michael Jackson
Merak ediyorum, bir insan bir şarkıyı nasıl bu kadar etkileyici söyleyebilir? *_*
3-) Billie Jean - Michael Jackson
Üzgünüm Billie Jean; çocuk, Michael Jackson'ın oğlu değil. ;)
4-) This Is Me - The Greatest Showman
Son derece etkileyici ve sihirli. Aynı zamanda da güç aşılayıcı.
5-) From Now On - The Greatest Showman
"İçimdeki sözler çalmaya başlasın, yüreğimdeki bir marş gibi."
6-) Back To You - Selena Gomez
Masalsı bir şarkı... ^_^ Selena Gomez'in ritim anlayışını çok sevdiğimi de söylemem gerek. ^_^
7-) Solo - Demi Lovato, Clean Bandit
Oldukça çarpıcı bir şarkı.

Yabancı Bir Şarkının Türkçe Cover'ı
Blank Space - Efe Burak (Türkçe versiyonu)

Efe Burak yine harika bir iş çıkarmış! ^_^

"Uyandım birdenbire, süpürge sesine!" Haha. ^_^

SAHNE PERFORMANSI
1-) Kechi - Conqueror (Estelle)

Biri yetenek kokusu mu alıyor? Ah, Kechi'den geliyordur! ^_^

2-) Conchita Wurst - This Is Me (The Greatest Showman)


Farklılıklarıyla ötekileştirilen insanların cesareti kadar anlamlı çok az şey vardır.

26 Mayıs 2018 Cumartesi

Beyninde Doğum Sancıları Çeken Adam: Friedrich Nietzsche


Friedrich Nietzsche...
Bu gezegende, 1844 ve 1900 yılları arasında yaşamını geçiren otantik filozof.


Yazarı Irvin D. Yalom olan Nietzsche Ağladığında; yakın bir zamanda okuduğum ve yazarın gerçekten muhteşem bir şekilde spekülatife ettiğini düşündüğüm çarpıcı bir kitap. Eğer kitabı kozmik bir sisteme benzetirsek merkezde Nietzsche'nin düşünsel kişiliği yer almakta.




Oldukça kendine has fikirlere sahip olduğunu fark ettiğim Nietzsche'nin bazı fikirlerine katılmasam da bazı fikirlerini gerçekten beyin kamaştırıcı bulduğumu söylemem gerek.

"Bazen baş ağrılarımın, beynimdeki doğum sancıları olduğunu düşünürüm."

Bana sorarsanız; işte bu, muhteşem bir analoji...


"Yaşamımın bin "niçin"i var, "nasıl"ına da tahammül gösterecek güce sahibim."

Nietzsche ayrıca "Neysen o ol." , "Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir." gibi çok güçlü fikirlere sahip.
Bunların yanı sıra "Ümit kötülüklerin en kötüsüdür. Çünkü işkenceyi uzatır." anlamıyla bütünleşmiş düşünsel bir varlığa da sahip. İşte Nietzsche'ye katılmadığım noktalardan biri de bu.
Hayır, sevgili Nietzsche; umut işkenceyi uzatmaz. Umut, işkenceyi daha katlanılır bir hale getirir. Peki, işkenceyi uzatan nedir? Çevresel olarak kötü şartların içinde bulunduğun zaman; bir de olumsuz düşüncelerle donatmayı tercih etmen durumunda zihinsel olarak da kötü şartlar içinde olmayı tercih etmek. İşte bu, işkenceyi kelimenin tam anlamıyla keskinleştirir.

Peki Nietzsche, inanç hakkında ne düşünüyor? Özetlemek gerekirse, inancın hakikatlerin düşmanı olduğunu savunuyor. Yalnız, yeni fark ediyorum da, şimdiki zaman kipini kullanıyorum; sanki ölmemiş gibi. Bunun nedenini anlıyorum; çünkü biliyorum ki fikirler ölmez. Dolayısıyla da bir insanın fikirsel kimliği de ölümsüzdür.

Beni düşündüren nokta ise şu: Nietzsche'nin, inancın hakikatlerin düşmanı olduğu fikrine inanması. Bu fikre inanıyor. Öyleyse burada fikirsel inancı değil de, dini inancı kastediyor olmalı. Peki, dini inançlar fikirsel unsurlar barındırmıyor mu? Düşünelim: Ben neden fikirsel evrenime hitap etmeyen bir dini benimseyeyim ki? 

"Her dakika övülmek isteyen bir Tanrı'ya inanamam."
Sevgili Nietzsche, eğer Tanrı her dakika övülmek isteseydi sence insanları, Tanrı'ya inanmama seçeneğini de içinde barındıran bir iradeyle kombinize olmuş bir şekilde yaratır mıydı? Gerçekten her dakika kendisini övmemizi isteseydi, bizlere kendimizi keşfedebilme olanağını sunan sayısız bileşenlere sahip bu evreni yaratır mıydı?
Ayrıca bu noktada sizlerle Kuran'dan bir ayet paylaşmak istiyorum, sevgili okuyucularım:
Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. (28/77)

"Yaşamak için bir nedeni olan herkes, her sıkıntının üstesinden gelebilir."

Sonuç olarak her ne kadar Nietzsche'nin bazı fikirlerine katılmasam da fikirleri için her zaman cesur olmayı seçen bu insanın gerçekten beyin kamaştırıcı düşüncelere sahip olduğunu düşünüyorum. Zaten bir insanla %100 hemfikir olmak olanaksızdır.




Yazıma sevgili Nietzsche'nin çok sevdiğim bir şiiriyle veda etmek istiyorum. :)

KORKARAK YAŞIYORSAN

Gidene kal demeyeceksin
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yaraşır.

Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, yoksa,
Değersiz olan hep sen olursun.

Düşün...
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...

Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme,
Tükettirme içindeki yaşam sevgisini...

Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm, cehennemi de,
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.

Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendimi bir sahnede buldum, oynadım.
Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum, okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde.
Hem kızdım, hem güldüm halime
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.

Öyle bir hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım,
Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan, anladım...

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Ortak Öykü | Mim

Herkese merhaba!
Yine bir mimle karşınızdayım. :)
Fikirsel bir muhteşemliğe sahip olan bu mimde, gönüllü blogger'lar olarak hepimizin özgün birer parça ekleyeceği bir öykü yapbozu oluşturuyoruz. :) Ve sevgili Girift'in beni mimlemesiyle bu yapboza bir parça ekleme sırası bende. Teşekkürler Girift! ^_^
Öykünün tamamına buradan ulaşabilirsiniz.




En son hikayenin neresinde kalmıştık?

GİRİFT:

Nasıl olur? Neden? İçimdeki karmaşık sorular korku ile cevaplarını bekliyordu. Yaşadıklarım ruhuma çok ağır geliyor. Zorluklar karşısında kendimi karamsar ve zayıf hissediyorum. Karşımda 2 tane hayatımı alt üst etmiş adam vardı. Arkamdaki komodinde bıraktığım hatıra dolu sandığın nasıl bir açıklaması olabilir ki? Üstelik Yusuf... Tereddütsüz aptalca inandığım, kendimi toparlamak ve iyi hissetmek için adım attığım insan. O da kapalı bir sandık. Karanlık sürprizler ile dolu. Yavaş yavaş yanlarına doğru gitmeliydim. Artık her şey ortaya çıkmalı, sorularım cevaplarına kavuşmalıydı. Hazırdım, ne kadar zayıf hissetsem de hazırdım. Derin bir nefes aldım. İçimdeki hararetten olsa gerek terlemeye başladım. Alnımdaki soğuk terleri silmek için elimi yüzüme götürdüğümde burnumdan kan geldi. Bu da ne şimdi? Daha öncesinde de birkaç kere burnum kanamıştı. Ama hayatımın karmaşıklığı içinde silinip gitmiş, önemsememiştim. Bu defa daha çok ve ağrılıydı. Bir anda vücudum titremeye başladı. Gözlerim hafif hafif kararmaya ve başım dönemeye başladı. Sağımdaki masadan destek almaya çalışırken bir anda yere düştüm. Yarı uyanık, yarı baygın halde birbirlerinden anlaşılmayan 4 ağlamaklı ses vardı kulaklarımda...

Gezegenin Sihri

"Kestik!" cümlesinin ardından makyözüm yanıma çabuk adımlarla gelip esas maddesi mısır şurubu olan burnumdaki sahte kanı temizlemeye başladı. İşini büyük bir ciddiyetle yapan ve sarı saçlarını dağınık bir örgüyle şekillendiren hevesli makyözüme dönüp gülümsedim. "Teşekkür ederim fasulyem ama ben hallederim. Bugün sence de çok yorulmadın mı?"
Ona "fasulyem" diye hitap etmemin sebebi yeşil fasulyeye bayılmasıydı. Bir keresinde iki uzantısı da yeşil fasulye fenotipinde olan bir pantolan giydiğine bile tanık olmuştum.
Gözlerindeki ışıltı yüzündeki kocaman gülümsemeye eşlik ederken "Yorulmak mı? Senin yanındayken tüm yorgunluğum, bir sıvı olmamasına karşın buharlaşıp yeraltına karışıyor." Yüzümdeki soru işaretine tanık olduktan sonra gülümsemesi daha da genişledi. "Neden gökyüzüne karışsın ki? Orası enerjinin krallığı, yorgunluğun değil." Güldüm. Bu kızı seviyordum.

Işın, yüzümdeki imitasyon kanı temizledikten sonra ona sarıldım: "Gitmeliyim fasulyem. Kendine iyi bak!"
Sırrımı bilen tek insan olan Işın'ın yüzünde nereye gideceğimi tahmin ettiğini belirten bir endişe gölgesi belirdi. "Gitmesen olmaz mı?"
Bu gezegendeki benim için endişelenen tek insan olduğunu düşündüğüm Işın'a anlayışla gülümsedim. "Lütfen benim için endişelenme Işın. Hem gökyüzü; olağanüstülüğün krallığı, korkunun değil." Göz kırptım. Bu sefer gülen Işın oldu.

Yönetmenime ve diğer ekip arkadaşlarıma veda ettikten sonra setten çıkmaya hazırlanıyordum ki Tunç'u canlandıran Eser'in arkamdan "Bugün harika görünüyorsun!" dediğini duydum. Hemen ardından ekledi: "Tabii yoğun bir çamurda yüzmeye çalışan palyaço kılığında bir fare ne kadar harika görünebilirse!" Kahkahasını duymazdan gelip motor sinirlerimin setten çıkıp gecenin karanlığına ulaşmama neden olmalarına izin verdim. Canlandırdığı Tunç karakterini "Bir türlü kapağı açılamayan bir kavanoz kadar sıkıcı..." olarak tanımlayan Eser'in ara ara gerçekten eğlenceli biri olduğunu kabul etsem de yine de Tunç'u ona tercih ederdim. En azından insanlarla alay etmek nedir, bilmiyordu.

Yıldızların kendisini daha da çarpıcı kıldığı gökyüzünün altında yürürken yeryüzünü, insanların düşünsel renksizliğine karşın kendi renkleriyle güzelleştirebilen çeşitli çiçeklerin rahiyası burnuma ulaşıyordu. Bu hafta yoğun bir şekilde Irmak'ı canlandırmak beni yormuştu ve gökyüzüyle yeryüzünün sahip olduğu doğal güzelliklerinin kombinasyonu bana çok iyi gelmişti. Şimdi yeraltı, daha çok yorgunluk buharına ev sahipliği yapmak zorunda kalacaktı. Bu düşünceyle Işın'ın görüntüsü bir flaş gibi aniden zihnimde belirdi. Bu kısa süreye rağmen özlemin kalbimde bir çiçek gibi açtığını hissettim ve bu çiçek suyla değil, aradaki mesafeyle orantılı olarak büyüyüp gelişiyordu. Özlem sevgiyi daha da güçlendirse de, bir süre sonra o çiçeği koparmayı istemek elde değildi. Neden mi? Zaman geçtikçe acısal rahiyalar yaymaya başlıyordu çünkü.

Bir süre daha yürüdükten sonra durup başımı gökyüzüne doğru kaldırdım. "Merhaba olağanüstülüğün krallığı! Kraliçen olmama hazır mısın?"


Evet... Ben de yapboza bir parça eklediğime göre sıradaki parçanın hangi kişinin zihnine göre şekillenmesini istediğimi söyleyebilirim:
Mimlediğim kişi Kağıttan Dünyam. ^_^

Ruhunuza iyi bakın! ^_^

12 Mayıs 2018 Cumartesi

Blog Muhasebesi | Mim

 Herkese merhaba!
Sevgili GİRİFT blogunun sahibinin beni mimlemesi sonucu bu yazıyla karşınızdayım! Tekrardan teşekkürler Girift! ^_^


1-) Blog alemine nasıl girdin?
Bir gün tamamen spontane bir şekilde bir kitap blogu çıktı karşıma: Mor Düşler Kitaplığı. O zamanlar blog nedir, pek bir fikrim yoktu bile.
Blogu incelediğimde; kitap yorumlarını görmek, kendi kitap yorumlarımı yazabileceğim kişisel bir sitemin olmasını istememe neden oldu. Ben de kalbimin sesini dinledim ve ilk olarak wix.com'dan bir blog açtım. Birkaç yazı paylaştıktan sonra sitenin pek kullanışlı olmadığını fark ettiğimden dolayı daha sonra blogspot'tan bir blog açtım. İyi ki de öyle yapmışım, çünkü blogspot gerçekten çok kullanışlı. :)
Diğer blogumu da sildim bu arada.

2-) Hangi blog sana ilham oldu?
Kütümhanemden Kitap Manzaraları. Bu blogun yerleşim tasarımı çok hoşuma gidiyordu ve ben daha gadget'in nasıl yerleştirileceğini bile bilmiyordum. Bu yüzden blogumun tasarımsal olarak çok eksik olduğunu hissediyor ve onu daha da özelleştirmek istiyordum. Bunu öyle çok istiyordum ki benim için küçük bir hayal kimliğini almıştı.
Ben de araştırmalara başladım ve yavaş yavaş blogumu görsellik olarak daha da özelleştirdim. ^_^

3-) Bloga yazdığın ilk yazın ile son yazın arasında fark var mı?
Tabii ki var. :)

4-) Yakın çevrendeki insanlar blogunu biliyor mu?
Sadece ailem.
Şöyle bir durum var ki; benim için çok özel varlıklardan, benim için çok özel insanlar dışındaki kişilere bahsetmekten hoşlanmıyorum. Genelde, sadece bana gerçekten çok yakın olan insanlara içsel evrenimin çok özel parçalarından bahsederim. Bazen bu durumun dışına bir şekilde çıktığım zamanlarda ise genelde pişman oluyorum.

5-) Blog yazmak yaşamına ne kattı veya yaşamından ne çıkardı?
Ne mi kattı? :) Yazısal anılar, yazdıkça kendimi daha yakından tanıma fırsatı, iyi dostlar, başkalarıyla olumlu veriler paylaşma duygusu...
Blog; kişinin, kendisini daha rahat bir şekilde ifade edebildiği ve düşünsel anılarını biriktirdiği, oldukça kişisel ve özel varlıklardır. Öyleyse, yuppiii! ^_^

6-) Şu an bu mim yayını ile birlikte blogunda kaç yazı ve kaç sayfa görüntülenmen var?
83 yayın ve 10.872 sayfa görüntülenmesi.
Ve ilerde karşılaştırma yapabilmem için okuyucu sayımı da vermek istiyorum: 116.

7-) Hangi blogun muhasebesini öğrenmek istiyorsun?
Bu mimi yapmak isteyen sahiplere sahip her blogun. :)

Evet... Yazımızın sonuna geldik.
Ruhunuza iyi bakın lütfen! ^_^