9 Haziran 2018 Cumartesi

Kitaplar Kalbimden Vurur | Mim

Herkese merhaba!
Sevgili Periodic Library ve Kağıttan Dünyam'ın beni mimlemesi vesilesiyle bu mimle sahnedeyim!
Beni mimlediğiniz için çok teşekkür ederim 007 ve İlkay! ^_^




1-) Okumayı size sevdiren ne oldu?
Aslına bakarsanız küçüklüğümden beri kitap okumayı hep sevdim.
Küçükken kendimce ilginç bulduğum kitapları alıp öylesine okumaktan çok hoşlanıyordum. Okuduğum ilk kitaplar arasında olan Comtesse de Segur'dan Bir Eşeğin Anıları'nı okuduğum zamanları memuniyetle hatırlıyorum. :)

Ancak bir kitap var ki, kitaplara karşı olan sevgimi yadsıyamayacağım derecede arttırdı.
Bir alışveriş merkezindeydik ve babam bana istediğim herhangi bir kitabı alabileceğimi söylemişti. Ben de gözlerimi kitapların olduğu raflarda gezdirdim ve o sırada bir kitap bana göz kırptı: Bir Şapşalın Günlüğü 2. İlk görüşte aşka inanmam ama o an kitapla benim aramdaki bağı başka nasıl açıklayacağımı da bilemiyorum. :)

Kitabı, nicelik olarak hatırlamadığım ama kısa olduğundan emin olduğum bir sürede bitirdim. Bu serinin 2. kitabıydı ve diğer kitapları da almak için sabırsızlanıyordum. Böylece seriye 6. kitaba kadar uzanan bir serüvenle devam ettim. İşin komik kısmı ise en son 1. kitabı almış olmam. :)

Uzun, çoooook uzun bir süre serinin devamı çevrilmedi sevgili okuyucularım. Serinin devam kitaplarını İngilizce olarak görüp Türkçe olarak görememek, her seferinde hüznün tohumlarının kalbime ekilmesine neden oldu.

Ben de seriyi çok özlediğimden geçen ay seriye tekrar başlama kararı aldım. Serinin kitaplarını yan kitap olarak aralıklı bir şekilde okuyorum. Böylece karakterle vakit geçirmiş ve özlem gidermiş oluyorum. ^_^
Bu noktada günlüklerin sahibi olan Nikki Maxwell'dan bahsetmeden geçmek istemiyorum. Söylemeliyim ki, onu çocukluğumdan bu yana hala çok seviyorum. Arada bir kendine güvenmemezlik etse de çok düşünceli, nazik ve eğlenceli biri olduğunu biliyorum. ^_^

Her zaman içinizdeki şapşalın parlamasına izin verin!

Veee, inanamayacaksınız ama az önce sırf bu blog yazım için Bir Şapşalın Günlüğü ile ilgili resimlere göz atarken serinin 6.5 ve 7. kitaplarının çevrilmiş olduğunu gördüm! Buna inanabiliyor musunuz? Öyle uzun zamandır bu anı bekliyordum ki... Şükürler olsun! ^_^
Yalnız bunun, tam da seriye tekrar başladığım ve seriden özlemle bahsettiğim bu zamana denk gelmesi, benim için çok anlamlı oldu. :)


2-) Hiç bir kitabı sayfalarını çevirerek biriyle okudunuz mu?
Birkaç kere okumaya çalıştım. Öyle durumlarda odak noktam bulanıklaşıyor ve tam olarak adapte olamıyorum maalesef. Bu yüzden en iyisi, tek okumak bence.

3-) Yolculuğa giderken yanınıza kaç kitap alırsınız?
Genellikle bir.


4-) Asla okumam dediğiniz kategori nedir?
Benim için öyle bir kategori mevcut değil. Tıpkı müzikte olduğu gibi. Nasıl kulağıma hoş gelen her türlü müziği dinleyebiliyorsam, beynime ve kalbime hoş gelen her türlü kitabı da okuyabilirim.


5-) Kitapları renklerine göre mi, alfabeye göre mi sıralarsınız?
Boyutlarına göre sıralıyorum. :) İkinci kriterim ise, yayınevi oluyor genelde.

6-) Okurken size eşlik edecek bir hayvan ister miydiniz?
Ben kitabı okuduğum sıralarda dikkatimi çok dağıtmayacağı sürece, evet. Mesela bu hayvan bir... Mamut olabilir! Evet, neden olmasın? Tamam, biliyorum nesli tükenmiş olabilir ama uslu bir mamutun üstünde oturup kitap okumak kulağa bence hiç de fena gelmiyor, siz ne dersiniz? ^_^

7-) Bookstagram olarak kendi stilinizi oluşturduğunuzu düşünüyor musunuz?
Bir bookstagram olduğum söylenemez. Ara ara kitap fotoğrafları paylaşıyorum sadece, hepsi bu. :)


Evet, mimin sonuna geldik. :)
Gökkuşağı tadında günler dilerim! ^_^

2 Haziran 2018 Cumartesi

FAVORİLER | MAYIS 2018

Herkese merhaba!
Mayıs favorileriyle karşınızdayım! ^_^



KİTAP
1-) Yaşamayı Öğrendiğim Gün - Laurent Gounelle (10/10)

Laurent Gounelle çok sevdiğim bir kişisel gelişim yazarıdır. Kitaplarıyla, beyin sinyallerimi şaşkınlık bileşenleriyle buluşturur ve aynı hususun bu kitapta da geçerli olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Yakın bir zamanda öleceğini öğrenen bir adamın yaşama karşı bakış açısının nasıl bir değişime uğradığını anlatan bu kitabı size tüm kalbimle tavsiye ediyorum.

"Anahtar iyilikteydi. Kim olduğunu bilmekte, her an ve tamamen kendin olmakta ve başka bir şey olmayı reddetmekteydi."

Kitapta; öğrendikten sonra ciddi anlamda şaşırdığım, ilham verici bilgilerin de mevcut olması kitaba daha da bağlanmama sebep oldu.
Mantalitenize biraz sihir katmak için gerçekten çok güzel bir kitap! ^_^

2-) Nietzsche Ağladığında - Irvin D. Yalom (9.2/10)

Nietzsche'nin düşüncelerini esas alan bu kitabın fikirsel DNA'sı gerçekten sıra dışı genlere sahip.

"Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir."

Kitabın içerdiği bazı fikirler benliğime hitap etmese de bazı fikirlerin ise gerçekten çok güçlü olduğunu düşünüyorum.

FİLM
The Greatest Showman (9.9/10)

Tüm ruhumla söylemeliyim ki, bu filmi var olduğum sürece her zaman çok seveceğim. Bu film, var olduğum sürece her zaman kalbimde olacak. Sonsuza kadar var olacağım düşünülürse bu filmin içsel evrenimin son derece kalıcı bir parçası olduğunu söyleyebilirim.


Müzikal bir film. Hayatımda izlediğim en iyi müzikal filmiydi. Şarkıları kelimenin tam anlamıyla sihirli.



Film; farklılıkları nedeniyle ötekileştirilen, hor görülen insanların sesini öyle güzel duyurmuş ki... Onların da var olduğunu ve onların da en güzel sahneleri hak ettiğini öyle güzel yansıtmış ki.... Ne diyeceğimi bilemiyorum.

Eğer filmin bir sahnesinde şiddete başvurulmasaydı benim için kusursuz bir film olurdu.

KISA FİLM
My Shoes (9/10)

Türkçe altyazılısı için tıklayabilirsiniz.

Çok anlamlıydı. Yaklaşık 4 dakika süren bu kısa filmi izlemenizi çok isterim. :)

MÜZİK
1-) Heal The World - Michael Jackson
Bu şarkı bir başyapıt.
2-) Smooth Criminal - Michael Jackson
Merak ediyorum, bir insan bir şarkıyı nasıl bu kadar etkileyici söyleyebilir? *_*
3-) Billie Jean - Michael Jackson
Üzgünüm Billie Jean; çocuk, Michael Jackson'ın oğlu değil. ;)
4-) This Is Me - The Greatest Showman
Son derece etkileyici ve sihirli. Aynı zamanda da güç aşılayıcı.
5-) From Now On - The Greatest Showman
"İçimdeki sözler çalmaya başlasın, yüreğimdeki bir marş gibi."
6-) Back To You - Selena Gomez
Masalsı bir şarkı... ^_^ Selena Gomez'in ritim anlayışını çok sevdiğimi de söylemem gerek. ^_^
7-) Solo - Demi Lovato, Clean Bandit
Oldukça çarpıcı bir şarkı.

Yabancı Bir Şarkının Türkçe Cover'ı
Blank Space - Efe Burak (Türkçe versiyonu)

Efe Burak yine harika bir iş çıkarmış! ^_^

"Uyandım birdenbire, süpürge sesine!" Haha. ^_^

SAHNE PERFORMANSI
1-) Kechi - Conqueror (Estelle)

Biri yetenek kokusu mu alıyor? Ah, Kechi'den geliyordur! ^_^

2-) Conchita Wurst - This Is Me (The Greatest Showman)


Farklılıklarıyla ötekileştirilen insanların cesareti kadar anlamlı çok az şey vardır.

26 Mayıs 2018 Cumartesi

Beyninde Doğum Sancıları Çeken Adam: Friedrich Nietzsche


Friedrich Nietzsche...
Bu gezegende, 1844 ve 1900 yılları arasında yaşamını geçiren otantik filozof.


Yazarı Irvin D. Yalom olan Nietzsche Ağladığında; yakın bir zamanda okuduğum ve yazarın gerçekten muhteşem bir şekilde spekülatife ettiğini düşündüğüm çarpıcı bir kitap. Eğer kitabı kozmik bir sisteme benzetirsek merkezde Nietzsche'nin düşünsel kişiliği yer almakta.




Oldukça kendine has fikirlere sahip olduğunu fark ettiğim Nietzsche'nin bazı fikirlerine katılmasam da bazı fikirlerini gerçekten beyin kamaştırıcı bulduğumu söylemem gerek.

"Bazen baş ağrılarımın, beynimdeki doğum sancıları olduğunu düşünürüm."

Bana sorarsanız; işte bu, muhteşem bir analoji...


"Yaşamımın bin "niçin"i var, "nasıl"ına da tahammül gösterecek güce sahibim."

Nietzsche ayrıca "Neysen o ol." , "Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir." gibi çok güçlü fikirlere sahip.
Bunların yanı sıra "Ümit kötülüklerin en kötüsüdür. Çünkü işkenceyi uzatır." anlamıyla bütünleşmiş düşünsel bir varlığa da sahip. İşte Nietzsche'ye katılmadığım noktalardan biri de bu.
Hayır, sevgili Nietzsche; umut işkenceyi uzatmaz. Umut, işkenceyi daha katlanılır bir hale getirir. Peki, işkenceyi uzatan nedir? Çevresel olarak kötü şartların içinde bulunduğun zaman; bir de olumsuz düşüncelerle donatmayı tercih etmen durumunda zihinsel olarak da kötü şartlar içinde olmayı tercih etmek. İşte bu, işkenceyi kelimenin tam anlamıyla keskinleştirir.

Peki Nietzsche, inanç hakkında ne düşünüyor? Özetlemek gerekirse, inancın hakikatlerin düşmanı olduğunu savunuyor. Yalnız, yeni fark ediyorum da, şimdiki zaman kipini kullanıyorum; sanki ölmemiş gibi. Bunun nedenini anlıyorum; çünkü biliyorum ki fikirler ölmez. Dolayısıyla da bir insanın fikirsel kimliği de ölümsüzdür.

Beni düşündüren nokta ise şu: Nietzsche'nin, inancın hakikatlerin düşmanı olduğu fikrine inanması. Bu fikre inanıyor. Öyleyse burada fikirsel inancı değil de, dini inancı kastediyor olmalı. Peki, dini inançlar fikirsel unsurlar barındırmıyor mu? Düşünelim: Ben neden fikirsel evrenime hitap etmeyen bir dini benimseyeyim ki? 

"Her dakika övülmek isteyen bir Tanrı'ya inanamam."
Sevgili Nietzsche, eğer Tanrı her dakika övülmek isteseydi sence insanları, Tanrı'ya inanmama seçeneğini de içinde barındıran bir iradeyle kombinize olmuş bir şekilde yaratır mıydı? Gerçekten her dakika kendisini övmemizi isteseydi, bizlere kendimizi keşfedebilme olanağını sunan sayısız bileşenlere sahip bu evreni yaratır mıydı?
Ayrıca bu noktada sizlerle Kuran'dan bir ayet paylaşmak istiyorum, sevgili okuyucularım:
Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. (28/77)

"Yaşamak için bir nedeni olan herkes, her sıkıntının üstesinden gelebilir."

Sonuç olarak her ne kadar Nietzsche'nin bazı fikirlerine katılmasam da fikirleri için her zaman cesur olmayı seçen bu insanın gerçekten beyin kamaştırıcı düşüncelere sahip olduğunu düşünüyorum. Zaten bir insanla %100 hemfikir olmak olanaksızdır.




Yazıma sevgili Nietzsche'nin çok sevdiğim bir şiiriyle veda etmek istiyorum. :)

KORKARAK YAŞIYORSAN

Gidene kal demeyeceksin
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yaraşır.

Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, yoksa,
Değersiz olan hep sen olursun.

Düşün...
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...

Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme,
Tükettirme içindeki yaşam sevgisini...

Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm, cehennemi de,
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.

Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendimi bir sahnede buldum, oynadım.
Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum, okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde.
Hem kızdım, hem güldüm halime
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.

Öyle bir hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım,
Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan, anladım...

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Ortak Öykü | Mim

Herkese merhaba!
Yine bir mimle karşınızdayım. :)
Fikirsel bir muhteşemliğe sahip olan bu mimde, gönüllü blogger'lar olarak hepimizin özgün birer parça ekleyeceği bir öykü yapbozu oluşturuyoruz. :) Ve sevgili Girift'in beni mimlemesiyle bu yapboza bir parça ekleme sırası bende. Teşekkürler Girift! ^_^
Öykünün tamamına buradan ulaşabilirsiniz.




En son hikayenin neresinde kalmıştık?

GİRİFT:

Nasıl olur? Neden? İçimdeki karmaşık sorular korku ile cevaplarını bekliyordu. Yaşadıklarım ruhuma çok ağır geliyor. Zorluklar karşısında kendimi karamsar ve zayıf hissediyorum. Karşımda 2 tane hayatımı alt üst etmiş adam vardı. Arkamdaki komodinde bıraktığım hatıra dolu sandığın nasıl bir açıklaması olabilir ki? Üstelik Yusuf... Tereddütsüz aptalca inandığım, kendimi toparlamak ve iyi hissetmek için adım attığım insan. O da kapalı bir sandık. Karanlık sürprizler ile dolu. Yavaş yavaş yanlarına doğru gitmeliydim. Artık her şey ortaya çıkmalı, sorularım cevaplarına kavuşmalıydı. Hazırdım, ne kadar zayıf hissetsem de hazırdım. Derin bir nefes aldım. İçimdeki hararetten olsa gerek terlemeye başladım. Alnımdaki soğuk terleri silmek için elimi yüzüme götürdüğümde burnumdan kan geldi. Bu da ne şimdi? Daha öncesinde de birkaç kere burnum kanamıştı. Ama hayatımın karmaşıklığı içinde silinip gitmiş, önemsememiştim. Bu defa daha çok ve ağrılıydı. Bir anda vücudum titremeye başladı. Gözlerim hafif hafif kararmaya ve başım dönemeye başladı. Sağımdaki masadan destek almaya çalışırken bir anda yere düştüm. Yarı uyanık, yarı baygın halde birbirlerinden anlaşılmayan 4 ağlamaklı ses vardı kulaklarımda...

Gezegenin Sihri

"Kestik!" cümlesinin ardından makyözüm yanıma çabuk adımlarla gelip esas maddesi mısır şurubu olan burnumdaki sahte kanı temizlemeye başladı. İşini büyük bir ciddiyetle yapan ve sarı saçlarını dağınık bir örgüyle şekillendiren hevesli makyözüme dönüp gülümsedim. "Teşekkür ederim fasulyem ama ben hallederim. Bugün sence de çok yorulmadın mı?"
Ona "fasulyem" diye hitap etmemin sebebi yeşil fasulyeye bayılmasıydı. Bir keresinde iki uzantısı da yeşil fasulye fenotipinde olan bir pantolan giydiğine bile tanık olmuştum.
Gözlerindeki ışıltı yüzündeki kocaman gülümsemeye eşlik ederken "Yorulmak mı? Senin yanındayken tüm yorgunluğum, bir sıvı olmamasına karşın buharlaşıp yeraltına karışıyor." Yüzümdeki soru işaretine tanık olduktan sonra gülümsemesi daha da genişledi. "Neden gökyüzüne karışsın ki? Orası enerjinin krallığı, yorgunluğun değil." Güldüm. Bu kızı seviyordum.

Işın, yüzümdeki imitasyon kanı temizledikten sonra ona sarıldım: "Gitmeliyim fasulyem. Kendine iyi bak!"
Sırrımı bilen tek insan olan Işın'ın yüzünde nereye gideceğimi tahmin ettiğini belirten bir endişe gölgesi belirdi. "Gitmesen olmaz mı?"
Bu gezegendeki benim için endişelenen tek insan olduğunu düşündüğüm Işın'a anlayışla gülümsedim. "Lütfen benim için endişelenme Işın. Hem gökyüzü; olağanüstülüğün krallığı, korkunun değil." Göz kırptım. Bu sefer gülen Işın oldu.

Yönetmenime ve diğer ekip arkadaşlarıma veda ettikten sonra setten çıkmaya hazırlanıyordum ki Tunç'u canlandıran Eser'in arkamdan "Bugün harika görünüyorsun!" dediğini duydum. Hemen ardından ekledi: "Tabii yoğun bir çamurda yüzmeye çalışan palyaço kılığında bir fare ne kadar harika görünebilirse!" Kahkahasını duymazdan gelip motor sinirlerimin setten çıkıp gecenin karanlığına ulaşmama neden olmalarına izin verdim. Canlandırdığı Tunç karakterini "Bir türlü kapağı açılamayan bir kavanoz kadar sıkıcı..." olarak tanımlayan Eser'in ara ara gerçekten eğlenceli biri olduğunu kabul etsem de yine de Tunç'u ona tercih ederdim. En azından insanlarla alay etmek nedir, bilmiyordu.

Yıldızların kendisini daha da çarpıcı kıldığı gökyüzünün altında yürürken yeryüzünü, insanların düşünsel renksizliğine karşın kendi renkleriyle güzelleştirebilen çeşitli çiçeklerin rahiyası burnuma ulaşıyordu. Bu hafta yoğun bir şekilde Irmak'ı canlandırmak beni yormuştu ve gökyüzüyle yeryüzünün sahip olduğu doğal güzelliklerinin kombinasyonu bana çok iyi gelmişti. Şimdi yeraltı, daha çok yorgunluk buharına ev sahipliği yapmak zorunda kalacaktı. Bu düşünceyle Işın'ın görüntüsü bir flaş gibi aniden zihnimde belirdi. Bu kısa süreye rağmen özlemin kalbimde bir çiçek gibi açtığını hissettim ve bu çiçek suyla değil, aradaki mesafeyle orantılı olarak büyüyüp gelişiyordu. Özlem sevgiyi daha da güçlendirse de, bir süre sonra o çiçeği koparmayı istemek elde değildi. Neden mi? Zaman geçtikçe acısal rahiyalar yaymaya başlıyordu çünkü.

Bir süre daha yürüdükten sonra durup başımı gökyüzüne doğru kaldırdım. "Merhaba olağanüstülüğün krallığı! Kraliçen olmama hazır mısın?"


Evet... Ben de yapboza bir parça eklediğime göre sıradaki parçanın hangi kişinin zihnine göre şekillenmesini istediğimi söyleyebilirim:
Mimlediğim kişi Kağıttan Dünyam. ^_^

Ruhunuza iyi bakın! ^_^

12 Mayıs 2018 Cumartesi

Blog Muhasebesi | Mim

 Herkese merhaba!
Sevgili GİRİFT blogunun sahibinin beni mimlemesi sonucu bu yazıyla karşınızdayım! Tekrardan teşekkürler Girift! ^_^


1-) Blog alemine nasıl girdin?
Bir gün tamamen spontane bir şekilde bir kitap blogu çıktı karşıma: Mor Düşler Kitaplığı. O zamanlar blog nedir, pek bir fikrim yoktu bile.
Blogu incelediğimde; kitap yorumlarını görmek, kendi kitap yorumlarımı yazabileceğim kişisel bir sitemin olmasını istememe neden oldu. Ben de kalbimin sesini dinledim ve ilk olarak wix.com'dan bir blog açtım. Birkaç yazı paylaştıktan sonra sitenin pek kullanışlı olmadığını fark ettiğimden dolayı daha sonra blogspot'tan bir blog açtım. İyi ki de öyle yapmışım, çünkü blogspot gerçekten çok kullanışlı. :)
Diğer blogumu da sildim bu arada.

2-) Hangi blog sana ilham oldu?
Kütümhanemden Kitap Manzaraları. Bu blogun yerleşim tasarımı çok hoşuma gidiyordu ve ben daha gadget'in nasıl yerleştirileceğini bile bilmiyordum. Bu yüzden blogumun tasarımsal olarak çok eksik olduğunu hissediyor ve onu daha da özelleştirmek istiyordum. Bunu öyle çok istiyordum ki benim için küçük bir hayal kimliğini almıştı.
Ben de araştırmalara başladım ve yavaş yavaş blogumu görsellik olarak daha da özelleştirdim. ^_^

3-) Bloga yazdığın ilk yazın ile son yazın arasında fark var mı?
Tabii ki var. :)

4-) Yakın çevrendeki insanlar blogunu biliyor mu?
Sadece ailem.
Şöyle bir durum var ki; benim için çok özel varlıklardan, benim için çok özel insanlar dışındaki kişilere bahsetmekten hoşlanmıyorum. Genelde, sadece bana gerçekten çok yakın olan insanlara içsel evrenimin çok özel parçalarından bahsederim. Bazen bu durumun dışına bir şekilde çıktığım zamanlarda ise genelde pişman oluyorum.

5-) Blog yazmak yaşamına ne kattı veya yaşamından ne çıkardı?
Ne mi kattı? :) Yazısal anılar, yazdıkça kendimi daha yakından tanıma fırsatı, iyi dostlar, başkalarıyla olumlu veriler paylaşma duygusu...
Blog; kişinin, kendisini daha rahat bir şekilde ifade edebildiği ve düşünsel anılarını biriktirdiği, oldukça kişisel ve özel varlıklardır. Öyleyse, yuppiii! ^_^

6-) Şu an bu mim yayını ile birlikte blogunda kaç yazı ve kaç sayfa görüntülenmen var?
83 yayın ve 10.872 sayfa görüntülenmesi.
Ve ilerde karşılaştırma yapabilmem için okuyucu sayımı da vermek istiyorum: 116.

7-) Hangi blogun muhasebesini öğrenmek istiyorsun?
Bu mimi yapmak isteyen sahiplere sahip her blogun. :)

Evet... Yazımızın sonuna geldik.
Ruhunuza iyi bakın lütfen! ^_^

5 Mayıs 2018 Cumartesi

FAVORİLER | NİSAN 2018

Herkese merhaba!
Nisan 2018 favorileriyle karşınızdayım! ^_^



KİTAP
1-) Beni Bulun - Michelle Knight, Michelle Burford (10/10)

2002-2004 yılları arasında kaybolan 3 kadının hikayesini okuyoruz bu kitapta. Bu üç kadından yaklaşık 10 yıl boyunca haber alınamıyor ve sonunda kaçırıldıkları evin komşusunun da sayesinde kurtulmayı başarıyorlar. 

"Beni öldürmeyen şey güçlendirir. Ölüm kolay kaçış yolu. Başını dik tutup yaşamak, eğilip ölmekten daha güzel."

Eğer kitabı tek bir kelimeyle tanımlayacak olsaydım bu kelime "sarsıcı" olurdu.
Sevginin her türlü felakete üstün geleceğini, hiçbir insanın göründüğü gibi olmadığını ve Michelle Knight'ın çocukluğundan itibaren yürek burkucu yaşam öyküsünü içeren bu kitabı okumanızı tüm kalbimle tavsiye ediyorum.

Ayrıca yazar; tanıdığınız biri bir süredir nedensiz bir şekilde ortalıklarda yoksa, ona ulaşamıyorsanız kesinlikle ama kesinlikle bu durumu görmezden gelmememiz, "Neyse, bir sorun yoktur muhtemelen." şeklinde düşünmememiz ve polise haber vermemiz gerektiğini önemle belirtiyor. Ortada gerçekten bir sorun yoksa bile polisi boşuna uğraştırdığınızı düşünmek yerine bir insana yardım etmeye çalıştığınızın bilincinde olmanız gerektiğini de ekliyor. Evet, bu gerçekten çok önemli bir konu sevgili okuyucularım. Düşünelim lütfen, ya o kişi gerçekten kaçırılmışsa? Bunun riskini almaya değer mi sizce? Görmezden gelmeye değer mi?

Ayrıca kitap, tanımadığımız insanlara da tehlike oluşturacak şekilde güvenmememiz gerektiğini de tüm açıklığıyla gösteriyor.

Çok önemli noktalarda soyutsal perspektifinizin yönünü değiştirecek bir kitap.

2-) Beyaz Zambaklar Üzerinde - Grigory Petrov (9.8/10)

Hayatımda ilk defa bir kitabı 3 kez okudum. :)
Atatürk'ün askeri okulların müfredatına dahil ettiği bu kitabı neden çok sevdiğini kitabı okurken fark etmemek elde değil.

Finlandiya ülkesinin, kozadaki bir tırtılken birlik ve mücadele sonucu nasıl da gökyüzüne seyahat eden bir kelebeğe dönüştüğünü anlatan bu kitap, gerçekten de kelimelerin tam anlamıyla hayranlık uyandırıcı. 

"Başka milletlerin topraklarını işgal eden kumandanlardan neden bu kadar saygıyla bahsedildiğini anlamıyorum. Büyük İskender, Anibal, Scipion, Cesar, Charlmange, Napoleon ve daha bunlar gibi binlerce kumandan başka halkların topraklarını işgal etmekten başka ne yapmışlardır?
Gerçi bu işgaller sonucunda büyük devletler meydana geliyor; ama sayısız insan da sıkıntıdan ve açlıktan ölüyor. Milyonlarca insan cahil kalıyor. Her yerde ahlaksızlık, hırsızlık, sefalet, sefahet, çatışmalar, toplumsal nefretler artıyor ve herkes kabalaşıyor."

Bir ülke, şehir veya eyalet; zayıflığa bürünmüş, yere düşmüş olsa bile eğer gerçekten geliştirici bir ortam ve birlik sağlanırsa, gerçekten inanılırsa tekrar ayağa kalkabilir ve gökyüzüne uçabilir. Bir kitap bunun örneğini ancak bu kadar güzel yansıtabilirdi. ^_^

"Küfretmek, manevi medeniyetsizliğin belirtisidir."

Kitap adeta empati, dayanışma ve gelişme isteği kokuyor ve mümkün olsaydı bu kokunun parfümünü elde edip tüm gezegene sıkardım. Şimdilik yapabildiğim, sizlere bu olağanüstü zihinsel kokunun tadına varmanızı tavsiye etmek olacak. :)

FİLM
1-) Wall-E (10/10)

Tamamen kendilerinin neden olduğu dünyadaki fazla kirlilikten dolayı uzaya giden insanların, çöplerle ilgilensin diye dünyada bıraktıkları Wall-E adında bir robotun ve onun daha sonra tanışacağı Eve ile ilişkisinin hikayesini izliyoruz bu filmde.


Wall-E ile Eve karakterleri adeta içimdeki gökyüzünde kalp şeklinde bir bulut oluşturdular.
Bazı noktalarda onlarla duygusal bağ kurabilmem filmin beni daha da etkilemesine yol açtı.


En sevdiğim animasyonlar arasına giren Wall-E, aynı zamanda günümüz teknoloji sorununa da çarpıcı bir şekilde değiniyor.
Biliyorsunuz, insanlar teknolojiye bağımlı oldukça yaşadıkları çevreyle daha az ilgilenir hala geliyorlar. Bu aynı zamanda kendi benlikleri için de geçerli. Düşünüyorum da, teknolojiye fazla bağımlı olan bir insan kendisini ne kadar tanıyabilir ki?

2-) Oyuncak Hikayesi (9.8/10)


Ah, yine çok sevimli bir animasyon daha..:) Disney'in profesyonelliği işte, Pixar'ı da unutmayalım. :)

Andy adında bir çocuğun oyuncaklarının ve onların aralarına yeni katılan Buzz Işık Yılı adında bir oyuncakla Woody arasındaki ilişkinin hikayesini izliyoruz bu filmde. 


Hiç oyuncuklarınızın aslında canlı oldukları düşüncesine kapıldınız mı? Statik gibi görünseler de aslında hiç de öyle olmadıkları şüphesine? Öyle olsaydı hayat nasıl olurdu? Bekleyin bir dakika, ya gerçekten de öyleyse? ;)


İşte animasyonların bu özellikleri çok seviyorum. Demek istediğim... Özgür düşünüyorlar. İzleyiciyi anlamsal bir labirentte sıra dışı yollara sürüklüyorlar. İşte bu olağanüstü.

BELGESEL
Cosmos (1 ve 2. bölüm)
Ä°lgili resim

Evet, ne diyebilirim ki? Ufuk genişleten, evrenle ilgili olağanüstü bir belgesel.
Özellikle ilk bölümün beni ne kadar etkilediğini tahmin bile edemezsiniz. Bölüm bittikten sonra kalbimdeki duygu yoğunluğundan dolayı ağladım. Kelimelerin tam anlamıyla beyin ve kalp kamaştırıcı.


Neil deGrasse Tyson'un açıklayıcı ve oldukça samimi sunumu ise belgesele gökkuşağı katmış doğrusu. :)


Ama biliyorsunuz, çok sevdiğiniz bir varlık olsa bile onun her bir anlamsal partikülüne katılmak zorunda değilsiniz. Benim de bu belgeselde gerçeklik aynama yansımayan bir durum mevcut: İnsanın maymundan gelme olayı. Bakınız lütfen, evrim demiyorum, insanın maymundan gelme olayı diyorum. Zaten evrimin kelime anlamını göz önüne alırsak, "evre evre gelişim" anlamına geldiğini görürüz. Büyük patlamayı, evreni ve doğayı düşünürsek de her şeyin aşama aşama olarak varoluşsal bir niteliğe kavuştuğu da açık. Bu noktada evrim hiç de mantıksız gelmiyor.
Ancak yine de konu hayvansal evrime gelince birtakım şüphelerim var.


Şimdi insanın maymundan gelme olayının soyutsal DNA'sına benim mikroskobumdan kısaca bakmak istiyorum. 
Eğer gerçekten insanlar maymundan geldiyse nasıl olur da yüzyıllardır, maymunlardan biraz daha insanımsı canlıların doğduğuna gözlemsel olarak tanık olunmuyor? Neden maymunların, kendi türlerinden biraz daha farklılıklar içeren canlılar doğurduklarına şahit olunamıyor? Neden yaklaşık 45.000 yıldır varlığının devam ettiği tahmin edilen insanların doğurdukları bireyler, kendi türlerinden dikkate alınmaya değecek farklılıklar göstermiyor? Ne yani, bu evrimin son noktası biz miyiz? Bu bana hiç de mantıklı gelmiyor.
Bunun dışında, seçim iradesi bu biyolojik evrimin tam olarak hangi noktasında bulunuyor? Seçim yapamayan, tamamen içgüdüsüyle devinimler gerçekleştiren bir canlıdan nasıl olur da seçim yapabilen ve özgürce düşünebilen canlılar meydana gelebilir? Ne dersiniz; bu durum, oldukça somutsal olan bu evrime göre biraz fazla soyutsal kalmıyor mu? Hımm, "Beyin evrimleşerek yeni ve daha gelişmiş fonksiyonlar kazanmış olabilir." mi diyorsunuz? Gayet mümkün ama bu durumda da sadece içgüdüsel fonksiyonlar gelişmiş olmaz mıydı? Daha önce de sorduğum gibi, irade bu işin hangi noktasında?
İşte, DNA benim mikroskobumdan böyle görünüyor ama bilirsiniz, bu noktada benim için mantaliteyi temsil eden mikroskop, her insanda farklı bir şekilde mevcuttur ve bunlara saygı duymak gereklidir. ^_^



Bu beyin ve kalp kamaştırıcı belgeseli tüm kalbimle tavsiye ediyorum! ^_^

MÜZİK
1-) Heal The World - Michael Jackson
İçsel evrenimdeki olağanüstü yıldızlardan biri. Benim için çok özel.
2-) What If I Shine - Barbie Rock Star (Türkçe versiyonu)
Bu şarkıya bayılıyorum. ^_^
3-) Whatever It Takes - Imagine Dragons
Şarkıyı o kadar sevdim ki zil sesim yaptım! ^_^ Ayrıca nakarattaki sözlerinin anlamını da çok seviyorum. :)
4-) Fight Song - Rachel Platten
"Bu benim mücadele şarkım." :)
 5-) No Tears Left To Cry - Ariana Grande
Gerçekten oldukça farklı bir şarkı. Bu arada şarkının slow kısımlarını daha çok seviyorum. :)
6-) Song Like You - Bea Miller
Ritmi çok hoş. :)
7-) Kimler Gelmiş - Nazan Öncel, Manuş Baba
Ben bu tür masalsı şarkıları seviyorum. ^_^

MÜZİK VİDEOSU
1-) No Tears Left To Cry - Ariana Grande

Çok orijinal ve daha önce izlemediğiniz türden bir müzik videosu mu arıyorsunuz? Aradığınız, işte tam da burada.

2-) Whatever It Takes - Imagine Dragons

Imagine Dragons, bizlere şarkının sözlerinin anlamını somutlaştırarak mücadele dolu bir müzik videosu sunmuş. ^_^

COVER
1-) Heal The World - J. Fla (Michael Jackson)

İşte her şey bu videoyla başladı. Bu videodan sonra şarkının etkileyici sözlerinden dolayı Michael Jackson'a karşı içimde bir merak duygusu uyandı ve birkaç küçük videosal araştırmanın ardından ertesi gün Dünyayı İyileştirmek İster Misin adlı yazımı yazdım. Ve şu anda Michael Jackson içsel evrenimin en özel yıldızlarından biri.
Teşekkürler J. Fla.

2-) Let Her Go - J. Fla (Passenger)

Uzun zamandır dinlemediğim bir şarkıyı 20 Nisana özel dinleyişimin ardından Youtube'a girip tam da 20 Nisanda yüklenmiş bu videoyla karşılaştığımda hissettiğim şaşkınlığı tahmin edebiliyor musunuz? Neden mi 20 Nisan? O bir sır olarak kalsın, olur mu? 

SAHNE PERFORMANSI
Heal The World - Michael Jackson (Münih)

Onun kalbini öyle seviyorum ki...

TED KONUŞMASI
Mülteciler güç istiyor, sadaka değil - Robert Hazika
Not: Videonun Türkçe altyazılı seçeneği mevcut. :)

Mültecilere sadece maddi ihtiyaçları varmış gibi davranmak yerine onların da toplumda kendi öz kimliklerini bulmalarına yardım etmemiz gerektiğini anlatan ilham verici bir konuşma. ^_^

SİHİRLİ VE İLHAM VERİCİ VİDEO
1-) Allah- Ekber'in Manası

Beni fazlasıyla etkileyen bir video oldu.
Allah'ın bizi ne kadar önemsediğini düşünüyorum da... Bunu hak etmek için ne yapıyoruz?

2-) SUÇLU KİM? | Beni Yargılama - Başak Kablan

"Yargılamamak" sanıldığından çok, çok daha önemli bir konu ve Başak Kablan da bu konuya gerçekten çok güzel bir şekilde değinmiş. Seviyorum bu kadını. :)


Evet, sayın seyirciler, bir programımızın daha sonuna geldik! ;) Bir sonraki programızda da görüşeceğimizi ümit ediyorum.
Öyleyse... Ruhunuza iyi bakın! ^_^

4 Mayıs 2018 Cuma

DEEPTONE


Bir gün Girift blogunun sahibi bana, Deep için bir teşekkür yazısı yazacaklarını ve benim de katılıp katılamayacağımı ifade eden bir mesaj yolladı.Tabii ki katılmayı çok istedim. :)
Beni düşünüp bu etkinliğe davet ettiğin için teşekkür ederim Girift. :) Ve şimdi işte buradayım. Deep için.

Ve bu, dayanışmayı hatırlatan gif de Deep için. :)

Deep, nasıl başlayacağımı bilemiyorum ama şunu çok iyi biliyorum: Aramızda fiziksel mesafeler olmasına, fenotipine dair hiçbir bilgiyle donanmamış olmama karşın senin varlığının sıcaklığını hep hissettim. Evet, özdeksel olarak yanımda olmamana rağmen ne zaman yorumlarını, yazılarını okusam veya seni düşünsem kalbim sana olan sevgimi belirgin bir hale getiriyor.

Samimiyet, doğallık ve destekleyicilik. Zaman geçtikçe bu varlıkların izleri maalesef sönümlense de, senin bu çok önemli meziyetlerle adeta bütünleşmiş olduğunu görmek beni çok mutlu ediyor. O kadar düşünceli ve destek olmaya her an hazırsın ki, beni duygulandırıyorsun Deep. Ne düşünüyorum biliyor musun? Seni iyi ki tanımışım. İyi ki hayatımdasın. Bir insanın asıl hayatı, zihnindekidir; öyle değil mi? Bu yüzden aramızdaki fiziksel mesafeler hiç ilgimi çekmiyor. 

Benim çok sevdiğim dostlarıma armağan ettiğim bir şarkı var. Bu yüzden bu şarkıyı sana armağan ediyorum Deep:
İki Ses Bir Şarkı - Barbie




Lütfen, lütfen, lütfen; neşeni hiç kaybetme. Senin mutlu olmanı tüm kalbimle istiyorum.
Kendini de hiç yalnız hissetme olur mu? Çünkü ben ve diğer dostların, yanındayız. Lütfen bunu beyin sinyallerinden hiç ayırma.

Bir not: Ne zaman kendini üzgün hissetsen bana yazabilirsin. Ne zaman istersen. Seni dinlerim.

Seni seviyorum Deep. Tahmin bile edemeyeceğin kadar çok.
Sonsuzluk kokan mutluluklar seninle olsun.
Her şey için teşekkür ederim! ^_^