Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2017 Perşembe

SIRILSIKLAM

Tüm ihtişamıyla dalgalar,
Bana doğru geliyorlar.
Onlar yaklaştıkça,
İçlerine çekiliyorum.
Güneş yakıcı,
Mesafeyle birlikte endişelerim de baharlaşıyor.
Can simidi yok.
Oksijen tüpü yok.
Sadece hisler var.
Sadece, önümde sonsuzmuş gibi uzanan okyanus var.
Ve bir de ben.
Bu düşüncenin sardığı karman çorman bir zihinle
Dalgalara doğru ilerliyorum.
İşte, serin ve heyecan uyandırıcı suyu
Tenimde hissediyorum.
Ufka doğru dikiyorum gözlerimi,
Sonra hislerimi, kalbimi.
Ve işte tam o an,
Bu gezegen, bu andan ibaretmiş gibi hissediyorum.
Anı yaşamak dedikleri bu muydu?
Dolu dolu yaşanan hisler ve
O anla kelimenin tam anlamıyla bütünleşmek.
Bu gerçekten anı yaşamak mıydı?
Yoksa anın içinde ölmek mi?

Planktonlar, süngerler ve balıklar;
Bana, doğru yerde olduğumu fısıldıyorlar.
Ama köpek balıkları aynı fikirde değil,
Onlar kanın kokusunu alıyorlar;
Tepetaklak gidecek şeylerin kanının kokusunu.
Bense sadece huzurun kokusunu alıyorum.
Bu yüzden bu alanın silahşörüymüşçesine
Köpek balıklarını kovalıyorum.
Usulca uzaklaşıyorlar,
Öyle usul usul uzaklaşıyorlar ki,
Büyüleniyorum.
Gözlerimi kapatıyorum sonra.
Her bir hücremde hissettiğim güven verici su molekülleriyle
Bütünleşiyorum.
Anın içinde ölüyorum.
İmkansız olsun ya da olmasın,
Bu an, sonsuz.
Geçmiş ve geleceği olmayan anlar sonsuz olmalıydı zaten.
Çünkü geçmişte de, gelecekte de sınırlılık vardı
Ve sınırlılık, buradan çok daha uzaktaydı.

Aniden gözlerimi açıyorum,
Nefes alamadığımı hissediyorum çünkü.
Tam o anda,
Can alıcı kırmızılığı ile dikkat çeken
Bir kan damlasını görüyorum.
Ne kadar uzakta olduğunu kestiremiyorum bile,
Düşündüğüm tek şey,
Tepetaklak gidecek şeylerin çarpıcı kan damarları oluyor.

Derin bir nefes almak istiyorum,
Gördüğüm, beni derinden sarsan o manzara karşısında.
Ama alamıyorum.
Önceden mutluluk kaynağım olan burası,
Aynı zamanda oksijen kaynağımdı; bunu anlıyorum.
İmkansız olsun ya da olmasın.
Şimdiyse akciğerlerimi ne kadar zorlarsam zorlayayım,
Nefes alamıyorum.
Sonra balıklardan gelen sesleri duyuyorum;
Bana okyanusun akciğerlerime değil,
Kalbime oksijen verdiğini fısıldıyorlar; bu kez.
İmkansız olsun ya da olmasın.
Ve işte tam o an,
Acının kalbime saplandığını hissediyorum.
Oksijenin saplanması gerekiyordu, acının değil; diye düşünüyorum.
Anın içinde ölüyormuşum gibi görünüyor,
Ama ölemiyorum.
An, benim içimde ölüyor.

Gözlerimi tekrar kapatıyorum.
Sınırlılığın buradan uzakta olduğunu düşünmek aptalcaydı.
Çünkü sonsuzlukta ne kadar uzağa gidersen git,
Sınırlılıkla karşılaşamazdın.
Bunu fark etmemle birlikte,
Sonsuzluğun içindeki mutlulukla değil,
Sınırlılığın içinde gördüğümü sandığım sonsuzluğun yokluğuyla,
Baş başa kalıyorum öylece.
Mutluluğun yokluğuyla baş başa kalmak...
Anın içinde ölmek mi?
Hayır.
Bu, anın içindeki acıyla yaşamak;
Sanki gezegen, bu andan ibaretmiş gibi.


Gözlerimi açıyorum.
Okyanusta değil, tekrar kıyıda görüyorum kendimi bu sefer.
Dalgalara dikiyorum gözlerimi sonra. 
Hücrelerime kadar sırılsıklam olmuş bir şekilde,
Akciğerlerimin aldığı nefesle,
Arkama dönüyorum ve
Yürümeye başlıyorum.



İrem AKAY